4 Kasım 2015 Çarşamba

Selin'in #90daychallenge 'inde Day 10:

Evet ilk haftayı öyle veya böyle bitirdim. İzmir'de bulunduğum 6 gün içinde 4 gün spor yapabildim. O biraz kötüydü. Ancak çok çılgın kararlar almamı sağladı bu program.

P90X'i bırakmaya karar verdim. Sebeplerine gelince:

  • İnanılmaz vakit alan bir program. YogaX abartısız 1.5 saatti ve Chest & Shoulders, AB Ripper X toplamda 2 saati bulabiliyordu bu da haliyle hayatında hiç adam akıllı spor yapmamış beni çok bunalttı. Vize haftam yaklaştığı için buna günde 2 saate yakın vakit ayıramıcam kimse kusura bakmasın.
  • Program ekipmansız ciddi anlamda bomboş. Dumbell, yoga blokları ve barfiks aleti almadan kesinlikle ilerlemiyor bütün keyfiniz de kaçıyor. Çünkü o istenilenleri yapamıyorsunuz ve bu da motivasyonunuzu düşürüyor.
  • Karbonhidrat ve şekeri kesmeme rağmen 1 hafta sonunda 1 kilo alıp bendenizi müthiş şaşırtmıştır. Yüksek bi olasılıkla öğünü 6ya çıkarmam hoş olmadı 2 saatte bir yemek yiyordum çünkü diyet listesi öyleydi. Ancak bunun sanırım ciddi sporculara yararı oluyor bende etki göstermediği gibi kilo aldırdı.
  • 90 gün başlarda çok kolay gibi görünürken gözümde kocaman olmaya başladı.

Şimdi aauuu hemen pes ettin öö böö diyceksiniz, bu söylemlerinizi burnunuza sokarım bir şeye baş koyduk arkasını getiricez elbet. Programımı değiştireceğim sadece. İlk hafta performansın değil sıfır, eksilerde olduğunu görünce tabiisi böyle değişikliklere başvurabilirim. Bence yani.

Gelelim neye geçeceğime: Shaun T'nin (Insanity'i yapan adam) T25 programına başlamayı düşünüyorum. Sadece kardiyo, bütün videoların 25 dakika olması ve 50 gün olması bunu tercih etmemdeki en büyük sebep. Aslında Insanity programına başlayacaktım ancak daha önceki yazımda da bahsettim denemiş bir insan olarak 3. gün ağlayarak o programı bıraktım bana göre fazla yorucu bir aktiviteydi. En azından kondisyon ve SPORA ALIŞKANLIK kazanıp (bunu büyük yazıyorum çünkü bu bende yok allah kahretsin) ardından Insanity'de milleti tokatlayabileceğimi hissediyorum allahım inşallah.

Diyette de büyük değişikliklere gideceğim. Hayatımda karbonhidratı çıkarmaktan vazgeçtim. Zaten nasıl yiyorsam öyle yemeye devam edeceğim sadece abur-cubur/fast food/çaya şeker'i komple keseceğim (Zaten kesmiştim) ve düzenli ekmeğimi yumurtamı yiyip 3 öğünü sağlıklı bir şekilde götüreceğim. Yoksa olmuyor arkadaşlar ne varsa yiyorum ben sinirlerim çok bozuluyor böyle şirazem kaydı yani. Karbonhidratı kesmek benim için kocaman bir aptallık oldu karbonhidrat boşluğunu dolduracak hiçbir şey bulamadım bu yüzden de köpek gibi meyve tüketmeye başlayıp hiç canı çekmeyen ben sabah akşam tatlı diye kıvranır oldum. O da iyice sinir stres yaptı herhalde bende.

Tabii böyle diyorum ama karbonhidrata da abanmayacağım. Protein ağırlıklı beslenmeye devam ancak hayatıma tam tahıllı buğday, yulaf ezmesi gibi ekstra şeyler de eklemeye karar verdim. Yalnız canım bir çok zaman protein shake'lerden istiyor o çok canımı sıkıyor benim. Muzlu süt falan yapıyorum da kesmiyor. Ona ben bi çözüm bulacam du bakalım....

Yağı komple çıkardım bu sefer de böyle deneyelim bakalım canım ne çekecek. Günde 1 yemek kaşığı zeytinyağından fazlasını tüketmiyorum. Hayırlara vesile olur inşallah haşlama yemekten midem bulanmasa bari...

Şunun adı sporla değil de diyetle imtihan olmalıymış. Zaten hali hazırda düzenli ve dengeli besleniyormuşum neyi yanlış yaptıysam kilo aldım o çok sinirimi bozdu allahım yarabbim sen konuyu biliyorsun...

Ancak şunu belirtmek isterim ki spor yapmak dünyanın en güzel şeylerinden birisi. Hem çok eğlenceli böyle süper motivasyon artıyor kondisyon artıyor kendinizi daha güçlü hissediyorsunuz, hem de sinir stres kalmıyor pamuk gibi oluyorsunuz o çok iyi oluyor.

T25'in videolarını indiriyorum Tony amca çok uzattı konuyu Shaun'cuğum sen kısa kesersin inşallah.

#90daychallenge 'in adını değiştirmiyorum bu benim 90 günlük maceramın bir parçası o yüzden devam!

30 Ekim 2015 Cuma

Selin'in #90daychallenge 'inde Day 5:

Önce bir motivasyon şarkısı gönderelim efendim:
Sevgili Emre Aktuna'nın paylaştığı Need For Speed trailer'inde görerek nostalji damarım kabardı.


Notlar:


29 Ekim(Day 4):


  • Diyet çok başarılı gidiyor ancak istediğim verimi hala alamıyorum. Gram kilo kaybetmemiş olmanın memnuniyetsizliği var.
  • 4. gün misafirler geldiği için spor yapamadım ve çok büyük bir vicdan azabı çektim. İçimden de "galiba ben bu işi çok ciddiye alıyorum" dedim bu hoşuma gitti. 1 off günüm vardı haftada onu perşembe yaptım 1 kerelik yani Pazar günü de kaydırma ile denk getirip yapacağım.

30 Ekim(Day 5):


  • Belki de diyetimin en korkunç günü bugündü çünkü yemek konusunda yelkenleri suya indirdim ve 2 kase aşureyi gömdüm. Ciddi ciddi yaptım ve zerre pişmanlık hissetmedim. Hala hissetmiyorum.
  • Bugünkü sporum Yoga X idi. Çok hevesli başladım çünkü bol bol stretch yaparız sanıyordum ancak 1 saat 40 dakika sürdü, acayip sıkıldım ve cidden çok zor hareketler var bi an oramı buramı sakatlayacağım korkusu yaşadım. Bazı hareketler bana çok fazla kolay geldi zira çocukluğumdan beri bacaklarımın esnekliği ile bilinirim abidik gubidik bağdaşlar kurarım yerde. Bir ara über kilolu dönemimde bile rahatlıkla yapabiliyordum o an anladım ki demek ki yoga böyle bir şey.
  • Yoga X programında da aşırı ter döktüm ancak ciddi anlamda sakatlanma riskiniz çok yüksek o yüzden bu riski almamaya karar verdim ve spor planımdan yoga x'i çıkararak Core Synercistics'i ekledim içinde yoga da olduğu için. Haftada 1 yoga yaparsam sakinleşmeyi bırak stres olacağımdan korkuyorum.
  • Bugün çok yemek yedim. Bunu söylemiştim galiba.
  • Motivasyonum ilk günkünden daha iyi. Yemek yedikten sonra bayağı bi sakinleştim.
  • Motivasyonum iyi olmasına rağmen kiloları vereceğime dair zerre inancım yok şu anda.




28 Ekim 2015 Çarşamba

Selin'in #90daychallenge 'inde Day 3:

Notlar:


27 Ekim(Day 2):


  • Cardio X videom vardı hem çok eğlenceliydi hem de çok kolaydı Yoga hareketleri de vardı güle oynaya yaptım hatta bir Cardio videosuna göre çok basit olduğunu söyleyebilirim. 
  • Spordan sonra çok kötü bir şekilde açlık yaşadım saat geç olduğu için yemek istemedim ama en son artık ellerim titreyecek kadar gözüm dönmüştü çiğ fındık yedim allah affetsin çok pişmanım. Ancak sonradan edindiğim bilgiye göre galiba spordan hemen sonra yumurta falan tüketmek lazımmış.


28 Ekim(Day 3):


  • 8 saatlik Eskişehir-İzmir yolculuğu yaptığım için ve henüz 5 kiloluk dumbell edinemediğim için programımda olan Shoulders & Arms videosunu yapmadım. Sadece AB Ripper X yaptım. Aslında yapamadım. Ciddi anlamda rezaletti 340 mekik vaadi var 17 dakika içinde ancak yarısını dahi yapamadım. İlerde yapacağımı umuyorum. Müthiş bir karın acısı çekiyorum.
  • Sadece 3 günde bile yağ tabakasının altında kas tabakamı hissedebiliyorum.
  • Diyette çok fazla yiyorum enteresan bir şekilde. Karbonhidrat almadığım için sürekli açlık hissi var. Bunu atlatabilmek için süt veya meyve yemeye çalışıyorum ancak bunlar da protein ihtiyacımı karşılamıyor. Protein tozu konusunda kafam çok karışık. Sürekli tavuk ve yumurta yemekten midem bulanmaya başladı.
  • Yapmış olduğum program P90X Lean modelidir bu yüzden herkesin bahsettiği kadar "owww çok zormuş" hareketleri yok allaha çok şükür. Sadece kilo vermeye dayalı olduğu için şimdilik bol ağrılı ama çok zorlamayan bir şekilde geçiyor.
  • Makarna yemeyi çok özledim.
  • Diyetimi düzene sokmam gerekiyor çünkü saati saatine beslenmiyorum. Bir gün saat 10da kahvaltı yapıyorsam ertesi gün 12'de yapıyorum bu canımı sıkıyor. Aynı zamanda çok geç spor yapıyorum -saat 9 gibi- bunu da düzenlemeliyim.

26 Ekim 2015 Pazartesi

Selin'in #90daychallenge 'inde Day 1:

ALLAHIM SANA GELİYORUM!....

(Ellerimi sağa sola açtıktan sonra yukarı bakıyordum...)


Program biter bitmez yaklaşık 15 dakika şu haldeydim
<*********

Yok böyle işkence resmen ya bir insan neden bu zulmü kendine yapar ve kendini yormak gibi aptalca işlere kalkışır anlamadım ve anlamayacağım da. Bir amacım olmasa hayatta böyle şeylerle uğraşıp kendimi daha fazla üzmezdim. hm hm! Bir de bugün son günüm diye börek mörek gömdüm o çok güzel olmadı işte...


İlk yaşadıklarım:


Negatif(-):

  • Adam akıllı spor yapmamış olmamın acısını çektim şuanda. Hissettiğim acılar daha çok 10 gün boyunca günde 11 saat çalıştığım part-time işime benziyor. Alışacağımı umuyorum.
  • Dakikalar geçmek bilmedi bi an önce bitsin diye dakikaların gözünün içine baktım. Çok zordu çok.
  • Ciddi anlamda zor. Bakın bunu ayrı bi kural içinde yazdım cidden çok zor öyle götünüze güvenip "ben bunu yaparım yea" derseniz ertesi güne kitlenmiş kalkarsınız söyleyeyim.
  • Bazen Tony amca "keşke 2 dk olsaydı" falan diyor hareketler için "ya sen kimsin köpek" diyorum ama o beni duymuyor o kötü oluyor.

Pozitif(+):

  • Kendimi acayip iyi hissediyorum. Böyle stresten kilometrelerce uzağım.
  • Hareketlerden 1i dışında hepsini yapabildim ve ilk günden 50 dakikayı tamamladım bu insana çok güzel bir motivasyon veriyor.
  • Manyak manyak hareketler var ama çok eğlendim yaparken adam bi de saçma sapan espriler yapıyor arada gülüyorum falan komik biri.
  • Tony amca'nın motivasyonu gerçekten şahane kendinizi adamla pampiş gibi hissediyorsunuz.

En çokta strech hareketlerini sevdim çünkü bana 2 mesaj veriyor:
1- En az yorulacağım kısım geldi yipiy
2- Artık bitiyor yipiy

Şunu da şöyle bırakayım:

İlk günde ölçümlerimi yaptım ve diyeti pas geçtim bakalım başka günler kahramanımız ne yapacak???

Stay Tuned! eahuh

24 Ekim 2015 Cumartesi

Galiba Spora Başlıyorum

Uzuuun bir süre sonra merhaba.
Efendime söyleyeyim Twitter'dan beni takip edenler az çok olayın ne olduğunu biliyorlar. Spora başlamaya zihinsel olarak karar verdim (fiziksele de geçirdim ancak orada bazı hatalar olmuş anlatacağım.) #40daychallenge diye bir hashtag açıp orada günlük yaşadığım spor aktivitelerini kısa kısa not tutmuştum ancak dedim bu böyle olmayacak. Çünkü anlatmak istediğim bir çok şey oluyor. Bu nedenle artık spor aktivitelerimi blog'dan paylaşacağım böylelikle hem blog'u kullanmış olacağım hem de Twitter'i sporla leş etmeyeceğim. 1 taşla 2 kuş. Best.

Her neyse. Dur arkadan da bir şarkı açayım.

Now Playing: 


Heh. Twitter'da takip ettiğim/arkadaşım olan bir çok insan okumayı seviyor. Ben de çenebaz bir insan olduğum için bu tarz bir şey yapmaya karar verdim.

Gelelim spor olayına. Yıllardan beri spordan göte topuk yaparak kaçan ve bilgisayar başından kalkmayan birisi olarak baktım can simidim büyüyor, artık fotoğraflarda genç algısının  "dinamik, enerjik, aktif" tanımından "üşengeç, yanlardan yağları fırlamış, tembel" haline dönmüşüm, dedim hocam bir dur.

Öküz gibi yemek yiyen ancak "sağlıklı" öküz gibi yemek yiyen insanlardanım. Bir de Amerikan kültürü gibi bizde hemen hemen her şey öyle fast-food da değil. Anne yemeği kültürüyle büyüdüğümüz için öyle 150 kilo birisi değilim. Biraz da yediklerime dikkat ediyorum ancak ona rağmen çok kötü bir abur-cubur alışkanlığım var çok pis cips gömerim hiç acımam. Gazlı içeceklerle ve tatlı ile aram olmadığı için onu da eliyoruz. Lakin bu tanımlara rağmen çok oturmaktan bölgesel kilolarım var. -Gerçi ben göt değil göbek büyüttüm orası başka bi olay tabii-

1 haftayı geçen program araştırmalarım, şu olur mu bu olur mu derken bodybuilding.com sitesindeki bi programı çok güzel gözüme kestirmiştim amma ve lakin o da gym isteyen bir olaymış. Daha önceki gym tecrübem çok boktan olduğu için "no, thanks" diyerek elimdeki klavyeyi bıraktım.

Geçen hafta zihinsel ve yarı-fiziksel olarak(sigarayı bırakmamıştım da) 40 günde 5 kilo vermeyi hedefleyen bir düzen kurmuştum ancak bunun ne kadar hatalı bir düzen olduğunu çok sonra görücez efem. 40 gün olmasının sebebi doğum günümün 29 kasımda olmasıyla alakalı.

Neyse ilk hafta başladım çok güzel gidiyor ağrılar sancılar havada uçuşuyor. Marketten olabildiğince sağlıklı beslenmek için tavuk bilimum sebze peynir yumurta gibi protein ihtiyacımı karşılayacak ve tok tutacak şeylere odaklanarak alışveriş yaptım.

#40daychallenge 'den bahsederken sevgili Şeyma bana yardımcı olabileceğini söyledi bilmediğim konular hakkında ve ben de kendisine sordum. Abi yaptığım her şeyi yanlış yapıyormuşum direk bana "böyle yaparsan kilo falan veremezsin kaslarını eritirsin" dedi. O ne demek ya falan derken HIIT (High Intensity Interval Training)'den bahsetti. Amaç öyle salak salak 2 mekik çekerek olmuyormuş. Vücudu öküz gibi zorlayıp nabzı hızlandırıp bu şekilde metabolizmayı da hızlandırma temelli bir hede imiş. 

Bu arada ben astım hastası olduğum için normalde koşu veya bilimum şeyleri yapamıyorum tıkandığım için (ancak sigara içiyorum öyle de umursamaz bi insanım söylemenize gerek yok.).

Bu nedenle ben tekrardan programlara göz gezdirirken P90x adlı bir programa rast geldim. Kendisini Insanity'den az çok biliyorum reklamlarını falan. Bu arada Insanity dediğimiz olay da 60 günde baklava vaadi veren bi program ama insanın anasını sikiyor çok afedersiniz. 3 gün dayanamadım ona ve bıraktım.

Review'leri yabancı/türkçe olmak üzere 100'den fazla kişiden okudum. %90'ı çok olumlu konuşmuş program hakkında ve her yaşa/her cinsiyete uygun olduğundan bahsediyor. Şeyma'nın da dediği gibi 
HIIT programlarının da bolca bulunduğu ve fiziksel olarak acayip atletik olduğundan bahsediyor. Bu nedenle bu programı denemeye karar verdim.

Programda ihtiyaç olan en önemli olay bir barfiks çubuğu ama benim için sıkıntı. Optional diyor sitesinde ben de almaya ihtiyaç duymuyorum açıkçası.
En kötü kapılara tırmanırız.
Napalım.

Ciddi anlamda karşımda kocaman bir motivasyon var (bunun ne olduğunu söylemeyeceğim) ve bu motivasyon kaynağım için 90 gün boyunca bu acıya katlanacağım.

Şuanda videoları download ettiğimden başlayamayacağım ancak pazartesi gününden itibaren başlıyorum bakalım bismillah.

Günlük olmasa da en kötü haftalık yaşadığım maceraları anlatacağım ama dileğim kısa da olsa günlük bir not tutmayı düşünüyorum. Yarın mezura alıp bütün vücud ölçülerimi alıp pazartesi yağ oranıma baktırıp (muhtemelen 22 falandır) yardırmayı düşünüyorum.

Buraya kadar okuyabilen babayiğidin alnından öpüyorum ve desteğinizi bekliyorum arkadaşlar.


Özet geç piç diyen var mıdır hala bilmiyorum ama özetle: #40daychallenge benim için #90daychallenge olarak değişiyor efendim!


Sağlıcakla kalın!

26 Ocak 2014 Pazar

Çok basit: Ölüm

Bence bu defter, buraya sığmayacak!

(Sırt çantama kıyafet ve defter tıkıştırıyordum.)

Aslında bana kalırsa, hiç gitmeye niyetim yok ama, bir değişiklik olsun dedim ve dedemin vefatından sonra babannemin yalnız kalmasına içten içe üzüldüğüm için Nazilli'ye gitmeye karar verdim. Dedem öleli 1 sene oldu tamı tamına, hala garip hissediyorum. Belki çok aşırı samimi olmadığım için, belki de baba tarafının en küçüğü olarak en az anısı olan ben olduğum için, bilemedim. 

-------------x---------------
Öldüğünü haber aldığımızda, eski evdeydik. Hatta hafta içerisinde taşınıyorduk. Ben durumdan çok mutsuzdum çünkü eski evimizi çok seviyordum. 12 yıldır o evdeydim, evimiz ufaktı, odam belki de küçücüktü, arkadaşlarımı evime davet etmeye utanıyordum eskiden. Ama ben o evi çok seviyordum, metrekaresi metrekaresine, kıymetliydi benim için. 

Hasta olduğum için şirketten izin aldığım ve yatakta dinlendiğim bir gündü. Neyse işte, telefon çaldı, saat sabah 8 civarı. Babam şokla karışık, "nasıl?"larla kendini ifade etmeye çalışıyordu. Bi bok olacağını sezmiştim, durum çok berbattı ama ne olduğunu anlayamadım. Babam telefonu kapatıp, annemin yanına gidip "Babam vefat etmiş" dedi soğuk bi ses tonuyla. Annem şoka uğrayıp gözyaşlarına hakim olamadı, bense hala durumun verdiği afallamada kalmıştım.
-------------x---------------

Mr.Jingles'in ciddi bir hastalığı var, sanıyorum çok fazla yaşamayacak. Ayaklarına felç indi zira. İkisi de çalışmıyor.

Ölüm bizim için tuhaf bir mevzu. Çok klişedir, hep derler "işte insanlar için tek gerçek" bla bla bla... Evet büyük bir gerçek var ama, insanların unutabilmesi ve ölüm konusunda bu kadar rahat olabilmem biraz garip. Mr.Jingles için gerçekten çok üzülüyorum, onun çektiği acılar eminim çok şiddetli ve kötüdür, ama düşünüyorum da bazen, benim sağlık yüzünden saatlerce hastanede kaldığım, günlerce ayağa kalkamadığım ve işkence gibi ağrılar çektiğim zamanlarda, kim ölümden bu kadar zor bahsedebilirdi ki? 

Üzerinden bir sene geçti, ben şuanda sırt çantama 2 günlüğüne gideceğim Nazilli için eşya dolduruyorum. Babannem hala unutamadı, bazen durup durup ağlar. Yalnızlığı konusunda ise, durumu gerçekten psikolojik bunalıma bile gidebilir. Sevdiğim bir insandı. Belki de birlikte anımız çok yoktur ama, beni sevdiğini biliyordum.

Ruhun şâd olsun dede.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Ne yapsakta, adam etsek şurayı?

Aman yaa!

(Söylenerek ayağa kalktım.)

Burayı çok boşluyorum, onbinlerce şey geliyor aklıma yazmak için, ama sadece iki hakkında yaşanan şeyleri yazıp yayınlamayıp bırakıyorum. Karman çorman değil, düzenli bir blog olması için çabalıyorum. Lakin sonra bakıyorum, biri anime, biri müzik hakkında söyleyecek bi ton sözüm varmış. Zaten yeterince inceleme yapan insanlar var bu konuda! Yazmak gelmiyor içimden!

*sigh*

Okumayı seven, insanlarla bir şeyler paylaşmasını seven bir sürü blogger takip ediyorum, lakin adam akıllı hiç oturtamadım şurayı. Sadece anlık yazışmalar, cool hareketlerin olduğu bir ton yazı yazıyorum ve hiçbirisini paylaşmıyorum. Beğenilmeme korkusu yüzünden.

İyice paranoyak oldum çıktım!

26 Mayıs 2013 Pazar

Müziğe Dair ve Thousand Foot Krutch

İnceden az önce kendime şaşırdım.

Çok aktif bir şekilde Twitter, Tumblr gibi platformların kullanıcısı olmama rağmen, hayatımın en önemli 3 olgusu hakkında (Müzik, Oyun ve Yemek) bir yazı bile bulundurmamışım.
Anime de bir parçam ama, onunla ilgili bir planım olduğu için burada belirtmedim ve piyasada "Animedyum" varken benim yazdıklarım çok takdir toplmazdı. En azından böyle düşünüyorum. Kaldı ki, Animedyum çok kültürlü, tecrübeli bir insan. Aşık dahi atamazdım. (Hitokiri, sana da selamlar :*)

Aslında en önemlisi, blogda hakkımda zevklerim konusunda zerre bir bilgi paylaşmamış olmam. Bir insan "Biohazard kim?" dediğinde, arkadaşlarım dışında bilgi alabilecek kimsenin olmayışı. Popüleriteden veya "aman herkes beni sevsin"den değil, sadece blog okuyucuları/yazarları çok tatlı insanlar, Twitter'daki küfürlü içeriklerimden veya Tumblr'daki yemek fotoğraflarımdan daha ciddi bir şeyler öğrensinler isterim hakkımda. Genelde insanlar blogları ortak bir duygu veya zevk paylaşmak için açmazlar mı zaten?

Konuya geleyim, hayatım boyunca müzik inanılmaz büyük bir yer kaplasa da bünyemde, sadece dinlemeden ibaretti her seferinde. Hala da öyle. Hiç müzik yapan kişilerle ilgilenmedim. Onlar kimdir sorgulamadım. Benim için net olan tek şey, ortaya çıkan eserdi. Her dilde olabilirdi bu. Japoncasından İbranicesine, Fransızcadan Rusçasına kadar bir ton müzik var. Hepsine de ilgiliyim. Hepimiz gün içerisinde yüzlerce şarkı dinliyoruz ama oturupta biri hakkında bile "bunu söyleyen adam nelerle ilgilenir?, hobileri nelerdir? şurada neyi ima etmiş? Gruptaki bassçının adı ne?" demişliğim yoktur. Hala da yok.

Eğer bir yerde duyarsam mutlaka İsim - Şarkı adı bilgisini öğrenmek isterim. O da şarkıyı tekrar dinlemek veya türünü sevdiysem Grubun/Şarkıcının başka şarkılarını dinlemek içindir. Sistemimi inatla değiştirmiyorum.

Ben insanların, İngilizce şarkı dinleyip "şurada şunu diyor yea çok romantik" laflarına zerre aldırış etmem. Zaten özenti oluyor onlar genelde. Sözlerini bir kenara yazarım, ileride o adamın söyleyebildiği gibi söylemek için. Bunun için bile lyric sitelerini kullanıyorum. Çünkü ben orada ne dediğini anlamam. Merakta etmem pek. Orada vermek istediği vurguya, müziğin tınısına bakarım. Özellikle bu ikisinin uyumuna bakarım.

Öncelikle tamamen boş vaktiniz varsa, yeni müzikler arıyorsanız sizin için alternatif derlemeler yapacağım. Grubun türü hakkında da bilgi vereceğim ilgilenirseniz diskografisini indirebilirsiniz. Size son zamanlarda dinlediğim, bazı şarkılarını özellikle paylaşmak istediğim bir gruptan bahsedeceğim:


Thousand Foot Krutch 

Türü: Alternatif Rock, Nu-Metal(eski albümleri)
(Last.fm grup için alternative rock demiş ve çok doğru demiş. Grubun çıkış yılı 1995.)


Şimdi bu grup Kanada'lı bir grupmuş. 3 kişilermiş grubun bi elemanı hep sonradan geliyor. Ya A grubundan buluyolar ya B grubundan. Devamlı değil yani.
(Bu bilgiyi de, blog'a "ne yazim yuaa hakkında..."derken buldum.)
Şimdi, söyleyen çocukta ses var. Bak çocuk diyorum adını hala bilmem, gördüm bi yerlerde ama Thousand Foot Krutch'u hatırlıcam derken ismi unuttum.
Bateri tınıları şahane. Sadece kemana biraz daha ağırlık vermeliler. Müzik bazı yerlerde boş kalıyor çok. Müzik boş kalır mı lan? Neyse işte.
Bu grubun Diskografisini indirdim "E for Extinction" için. O şarkıyı da radyo programı yaptığım bir dönemde istek üzerine Mehmet (Salman'a selamlar) adlı bir arkadaştan almıştım. Ardından şarkıyı yayınladığımda "İşte bu arkadaş!" demiştim.


Velhasılıkelam, albümlerini indirme fırsatı buldum şirkette. "Bi renk gelsin, bi dinleyelim bakalım neler yapmışlar" dedim. Adamlar şaka maka 8 albüm yapmışlar. Hiç üşenmedim, hepsini teker teker dinledim.
Albümlerinin %40'ı çöp. Yani oturupta bir daha dinlemeyeceğiniz bir sürü şarkı dolu. Bir farklılık yok ve ilk çıktıkları demo albüm cidden söz olsun, müzik olsun çok kötü.İlk çıkan 3 albüm; "Shutterbug", "That's What People Do" ve "Set It Off" albümlerini hiç elinize dahi sürmeyin. Sözleri de çok saçmasapan.





Şimdi diyeceksiniz, "e tepede sıkıyodun hani 'ben sözleri umursamam' diye?" Aynen karşim, ama şarkıda:
This song's for everyone like me... 
gibi bir ibare geçiyor. Şimdi sen Asi_Genç_90 mısın ki, "bu şarkı x adlı kişiye armağan olsun" tadında bir söz yazıyorsun? İtici geldi bi kere.Bir de grupta sürekli Facebook'ta etkinlik açıp yeterli insan toplayamadığı için parti iptal eden insan havası var. Her şarkı başladığında bi "Party Started!" söz öbeği var ama o gaza gelemiyorum.

Grupta eksikliğini çektiğim en önemli kısım ise, söz otursa müzik basit kalıyor, müzik coşku verse söz saçma(yani bir kafiyeye oturmuyor, vurgu yapamıyor, söylerken içinizden gelmiyor, olmuyor lan işte) Girişte diyorsun mesela "işte şarkı başlıyor!" arkasından nakarata bir giriyor, "bu o şarkı mıydı?" moduna düşüyorsun. Ama grubun da çok fazla dinleyeni var.

Tabii bunların arasından sıyrılmış şarkıları var, asıl grubun patlamasını yapan şarkılar bunlar olsa gerek. Şimdi grubun iyi taraflarına geliyoruz.

Dinlediğim şarkıları beğenme sırasına göre artı(+) ile puanlandıracağım:

  • 3 artı(+++): Evi barkı satın ama mutlaka dinleyin.
  • 2 artı(++): Eksik kalmayın, bilginiz olsun, dinlemeye çalışın.
  • 1 artı(+): Vaktiniz varsa, çok işsiz kaldıysanız öyle dinleyiverin.



Phenomenom albümü'ndeki çıkış parçası albüm adıyla bir olan "Phenomenom" şarkısı grubu sevmemde büyük bir etken oldu. Zaten bir çok dinleyici için de öyle olmuş olmalı ki arama yaptığınızda ilk çıkan 5 şarkı arasında. Grup burda safını biraz belli etmiş ve alternatif rock tarzına kaymış.

Albümde dinlediğim şarkılar: 
Phenomenom(+++), 
Last Words(+), 
Faith, Love and Happiness(++), 
I Climb(+)

Arkasından çıkan The Art Of Breaking albümünde de yine aynı albüm adıyla bir olan şarkısı, biraz daha seslerini duyurmuş olmalı ki sağlam bi popülerite kazandılar. Arkadaş böyle oturtunca cidden başarılı yapmışlar. Bak bak şu müziğe bak:

Albümde dinlediğim şarkılar:
The Art Of Breaking(+++)
Absolute(+)
[Absolute hakkında not: Bu şarkı da Egypt Central'in "White Rabbit" şarkısına benziyor nakarat olarak ama, sonradan çıktı o şarkı etkilemiş olamaz.] 



The Flame in All of Us albümünde de, asıl albümü duyuran şarkı Falls Apart olmuş, o şarkı da fena değil ama benim albümdeki favorim Learn To Breathe. Bu şarkının bende yeri ayrı oldu son zamanalarda.
Albümde dinlediğim şarkılar:
Falls Apart(++)
Learn To Breathe(+++)

Gelelim grubun aslında en çok duyulmasına sebebiyet veren albümüne: Welcome to the Masquerade. Albümün patlama yapan şarkısını bilmiyorum, ancak bu albümün bi çok şarkısı iyi. Yani indirecekseniz, bu albümü mutlaka indirin. Diğerlerinde sevip sevebileceğiniz şarkılar az olabilir ama klasik bir alternatifçiyseniz, bu albümü beğenirsiniz.
Albümde dinlediğim şarkılar:
Bring Me To Life(+)
E For Extinction(+++)
Outta Control(++)
Already Home(++)

Bunun arkasından da bi canlı müzik performansı olan Live at the Masquerade yapmışlar (Şekilsiniz ya...) canlı performansı güzel grubun. Öyle aksama tıksırma, 2 şarkı sonrası detone olma yok. Adamlar cici cici söyleyip albüme çevirmişler.

Arkasından bi fanlarının topladığı albümümsü bişey var tahminim Welcome to the Masquerade olsaydı şöyle olurdu diye, Welcome to the Masquerade (Fan Edition) yazar. O albüm WTTM şarkılarının yanı sıra, 3 tane de sonradan eklenen şarkılar var albümde olmayan. Hah işte orada bi "Shook" vardır ki, benim gönlümdeki yeri ayrıdır. Abartısız sabah akşam dinliyorum. (Diğer şarkıları dışında)



Son albümü ise, geçen sene çıkmış. "The End Is Where We Begin" yani deyu ki, aha başladığımız yerin sonu. (Tabiiki sallıyorum) bu albümde de, "War Of Change"a klip çekmişler ve çıkış şarkımız bu olsun demişler. İyi de yapmışlar çünkü bu şarkıyı da çok beğeniyorum.
Albümde dinlediğim şarkılar:
Be Somebody(+)
Courtesy Call(++)
War Of Change(+++)


Tipe bak :P

Nacizane ufak bir arşiv hazırladım size. Her şarkı hakkında abuk sabuk yorum yapmak isterdim ancak, kiminin zevki kimi gerer diye düşündüm. Çünkü bu albümlerde benim beğenmeyip sizin beğeneceğiniz şarkılar da olabilir. Ama benim tarzımı şarkıları dinledikçe yakalayacaksınız diye düşünüyorum.

Totalde grup çok tatlı. Vakit ayırıp dediklerimi dinlemeniz sizin açınızdan da renkli olacaktır diye düşünüyorum.

18 Aralık 2012 Salı

Her blog bir Alex değildir.

Çalıştığım yerde çok fazla vaktim var ve aslında hiç vaktim yok.
Bu blogun hala kendini bulamaması da cabası.
Hangi kalıba soksam girmiyor.
Neler neler denedim, çözüm yok.
Salıp gidiyorum.

Aslında sağlam bi zevk sahibi olduğumu söylüyorlar, ama şu blogu bi oturtamadım.
Ancak bu blog çoo...oook eski olduğu için ergenlik kriterimde var.
Bu blog bi devrin battığı yer kanka.
Bu blogun açılış tarihi 2008 civarı. Hemen hemen 17 yaşındaymışım. En isyankar hallerim. Daha sağlıklısı beklenemezmiş yani çok normal.
Neler neler yazmışım bloga. Patlaması lazım o derece. Anlamsız bayağı çünkü. Vermek istediğim mesajı kendim bilmiyorum. Mesele orada.

Tekrar kayıtsızca tema arayışına girdim.

26 Ocak 2012 Perşembe

Bazen teşekkür etmek için nedene ihtiyaç yoktur.

Bu blogdaki ilk amacım, çok populer, kuul birisi olmaktı. Çok hevesliydim her şeye. Bir çok kişi beni izlesin, bana baksın, populer olayım gibi heveslerim vardı. Ama şimdi düşünüyorum da, sadece bir kişi bile beni takip ediyorsa, gerçekten çok mutlu bir zivzeri olacağım. Çünkü blog alemi yaş, dil, din, ırk, renk, cinsiyet, tuttuğu takım, en son yediği yemek gibi şeyleri (bi dakika, yemek farkediyo onu aradan çıkaralım. :p) umursamayan bir ortam. Ve en güzel kısmı da o.

Bunun için, uzun süredir girmediğim blogumda tekrar takılmaya, eğlenmeye ve o bir kişiyi yakalamaya geldim. Sadece bir kişi bile olsa, benim yazılarımı takip etmekten mutluysa, işte ben o zaman o beni takip edenden x5327483 kez daha mutluyum.
Bir kişi benim fikirlerimi desteklesin, "evet amk bence de böyle ağzın bal yesin senin Biohazard" desin, yok abi o mutluluk tarif edilemez.
İnsan, insanın kıymetini bilmeli en başta. Saygılı, hoşgörülü ve güleryüzlü olmalı. Bizden sonraki nesil için çok aranan bir kelime olabilir ama, onlar da büyüyünce böyle düşüneceklerdir eminim. Yani inşallah.
Bu nedenle, teşekkür ederim. Beni izlemeye devam edin :)